The news is by your side.

Tuzhurmatulu kadınlara saldırı: Toplumsal suç! – Ruken Hatun Turhallı


Video: 16 Ekim 2017, Tuzhurmatu:

Kerkük ve Tuzhurmatu‘daki savaş suçlarını yargılamak için evrensel hukuktan yararlanmak bile Kürtlerin egemenlerinin bağlı bulunduğu hukukla hareket etmesini zorunlu kılıyor. Irak devleti, Roma Sözleşmesi’ne taraf olmadığından Irak‘ın Uluslararası Ceza Mahkemeleri‘nde (UCM) yargılanması sadece BM Güvenlik Konseyi kararı ile sağlanabiliyor. Mevcut durumda büyük devletlerin politik dengelerinin çıkar terazisinde yüksek olduğu BM de Kürdistan’da, özellikle Tuzhurmatu’da işlenen savaş suçları ve cinsel suçların kulak ardı edildiği gerçeğini yaşıyoruz.

Benzer Haberler
1 1,157

Makale: Ruken Hatun Turhallı

Kürdistan Hükümeti’nin 25 Eylül 2017 tarihli referandum kararı Kürtlerde sevinçle karşılandı. Kürt kadınları bugüne daha büyük anlam atfettiler.

Referandum gününde alacalı, gösterişli rengarenk kıyafetlerini giydiler ve oylamaya aktif katılım gösterdiler. Üzerlerinde taşıdıkları elbiseler sadece elbise değildi, ulusallıkları içinde belirgin yer alıyordu. Sadece güncel değil, aynı zamanda tarihsel olarak da böyle bir anlamı vardı. Bu estetik özgünlük Kürt sınırlarını da aşmıştı.

Kadınları, bayram ve kutlama havasında daha önce yaşadıkları yüzlerce trajediyi arkalarında bırakarak, bağımsızlık referandumuna katılım göstermişlerdi, Ortadoğu coğrafyasının alışık olmadığı bu görsellik çoğunlukla kadınların çektiği zılgıtlar, erkeklerin katıldığı halaylarla bayram havasına dönüşmüştü. Onlar için bir rüya gerçekleşiyordu.

Savaşı ve yıkımı bir yüzyıl yaşayan Irak Kürdistan Bölgesi halkı için bu demokratik hakkı kullanabilmenin tarihsel anlamı büyüktü. Güney Kürdistan genelinde yüzde 92 ile bağımsızlığa ‘evet’ dendi. Kerkük yüzde 78.77 evet demişti. Sorunlu bölgeler için bu çok önemli bir sonuçtu. Ancak, Kürtler ve Kürt kadını bu evrensel hakkını kullandıkları için 16 Ekim’de Kerkük ve Tuzhurmatu gibi Kürdistan Federal Bölgesi dışındaki sorunlu bölgelerde kızılca kıyamet onları bekleyecekti.

ÜÇ KERKÜKLÜ KADIN…

Dehşetin boyutu neydi? Her zaman savaşlar en çok kadınları vuruyordu. Savaş yaratıcısı erkekler, işgal ettikleri yerlerde ilkin ve en çok da kadını vuruyor, canı ve bedenine hunharca saldırıyorlardı. Kadınlar sadece oracıkta ölmekle kalmıyordu. Hayatta kalanlar bu korkunç insanlık suçlarının izlerini yaşamları boyunca taşıyorlardı. Neler yaşadılar, yaraları ne kadar sağaltılabildi? Alanda değişik kadın temsilcilerine ve hak savunucularına ulaşarak gerçeği aralamak istedim. Onları acıları ile baş başa bırakmama adına bir katkı olması amacı ile bu yazı serisi ortaya çıktı.

Kadın hakları savunucusu Huda Zengana, YNK (Kürdistan Yurtsever Birliği ) Tuzhurmatu Kadınlar Birliği Başkanı Widad Yasin, kadın sorunu ve hakları üzerine çalışmalar yürüten Özgür Kadınlar Derneği yöneticisi Necibe Ömer Ahmedle bir söyleşi yaptım. Huda Zengana, Widad Yasin ve Necibe Ömer Ahmed konu hakkında araştırma ve izlenimlerini bizimle paylaştılar.

Üçü de Kerküklü Kürt olan bu kadınların anlattıkları, Srebrenitsa’da Bosnalı kadınların yaşadıklarını getiriyor akıllara. Dünyanın neresinde olursa olsunlar katiller, tecavüzcüler yaptıklarıyla birbirlerinin ne çok benzeşiyorlardı. Değişen sadece mekan ve zaman oluyor…

Bangladeş’in Pakistan’a karşı Bağımsızlık Savaşı’nda da kadınlar tecavüze maruz kalıyordu. Japonya’nın Güney Doğu Asya’yı işgal sürecinde, o ülkelerde zorla alıkoyduğu ve ismini, “Savaşan erkekleri rahatlatma kadınları” koyduğu pratikle kadınların yaşadıkları da erkeğin kadına karşı kullandığı ağırlaştırılmış bir şiddetti. Bir başka yerde Ruanda’da Hutular ile Tutsilerin savaşında beş yüz bin kadına tecavüz edildi, bir kıyım yaşandı. Naziler Polonya’yı işgal ederken Yahudi kadınlarını öldürmeden onlara toplu tecavüz etmişlerdi. En son 2014 Ağustos ayında 5 binden fazla Ezidi-Kürt kadının kaçırılıp köle pazarlarında satılması da kadının maruz kaldığı şiddetin sınırsızlığını çiziyordu.

Bütün bunlar gösteriyor ki, savaşları erkekler çıkartır ancak, bedelini savunmasız kesimler, başta da kadınlar öder. Oysaki modern hukukun başlangıcı Roma Ceza Hukuku’na göre, savaşta cinsel şiddeti kullanma insanlığa karşı suç teşkil eder. Bu suçu her gün erkek paramiliter güçler kendi devletlerinin yüce koruyucu gücü altında işlemekten çekinmemekteler. Bu, 2017 16 Ekim’inde Tuzhurmatu’da Kürt kadınlarına karşı işlenen insanlık suçu karşılıksız kaldığı içindir ki, her defasında bu insanlık suçunu işlemekten çekinmemişlerdir.

NEDEN TUZHURMATU?

Irak Merkezi Hükümeti 1963 yılında, Kerkük ilinin demografik yapısını değiştirme kararı aldı. Kerkük ve ona bağlı birçok ilçesini farklı uzak kentlere bağladı. Tuzhurmatu bu süreçte kendisinden çok uzak olan Selahaddin’e (Tigrit) bağlandı. Onlara bağlı köyleri yakıp yıkarak Kürtsüzleştirildi. Kerkük’ten kopartılan bu ilçelerden en önemlisi Tuzhurmatu. İlçe Kerkük-Bağdat arasındaki Kürdistan bölgesi sınırlarını belirleyen önemli petrol rezervlerine sahip. Aynı zamanda Kerkük Bağdat arası önemli bir ticaret yolu olan otoban buradan geçiyor. Yüzyıllar öncesinden güzergahı keşfeden Safeviler buraları ilhak ettiklerinde Şia Azerileri buralara yerleştirmişlerdi. Sonraki yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nun sömürgesi döneminde de Sünni Türkmenler yerleştirildi. 1963 yılından itibaren de Irak merkezi hükümeti özel hükümlerle buralara genellikle Arapları yerleştirildi. (Kaynak: Kerkük Bölgesi’nin Araplaştırılması-Nuri Talabani)

Demografik yapısı değiştirilen Kerkük ve ilçelerin statüsü ve konumu sorunlu hale getirildi. 2005 Irak Anayasası’na göre, 140’ıncı madde tartışmalı bölgeler şeklinde yer aldı. Buralar için 2007’de referandum kararı alındı. Bu kararın uygulanması için ne BM ne de Irak Merkezi Hükümeti üzerine düşeni  yaptı. İran ve Türkiye de bölgenin demografik yapısı üzerinde söz sahibi olmaya çalıştı. Paramiliter güçler Tuzhurmatu’yu Kürtsüzleştirmek için, ilkin Kürt kadınına yöneldiler ve Kürt kadınlarına karşı savaşta cinsel şiddeti kullanmaktan ve insanlığa karşı suç işlemekten çekinmediler.

HUDA ZENGANA’NIN 17 EKİM DEHŞET GÜNLÜĞÜ

Huda Zengana anlatıyor: “Ben Kerkük kökenli bir insan hakları savunucusu, bir Kürt kadınıyım. Kerkük ve Tuzhurmatu’da yaşanan insanlık suçlarını yerinde tespit etmek ve savunmasız halka ve kadınlara yardım etmek amaçlı bir grup gönüllü yardımsever arkadaşlarımla birlikte o gün Tuzhurmatu’ya yakın bir alandaydım. Bize ulaşan bilgiler oralarda Kürtlere karşı büyük bir insanlık faciasının yaşandığını gösteriyordu. Ben ve arkadaşlarım Tuzhurmatu’ya girmeye karar verdik. Yollar tamamen Haşdi Şabi tarafından tutulmuştu. Şehre girmemize izin vermiyorlardı. Buralarda kalmamız durumunda bizi tutuklayacakları tehdidinde bulunuyorlardı. Oradayken halktan gelen bilgiler Kürtlerin ev ve iş yerlerinin yakılıp yıkıldığı, mekanlarda bombalar patlatıldığı, evlerin talan edildiği, insanlara kötü muamele ve işkence yapıldığı, özellikle de gençlerin rastgele tutuklandığı yönündeydi.

Bu ağır tabloya rağmen şehre girmek istiyorduk. Haşdi Şabi’den üç kişiye 300 dolar verdik. Böylece şehre gizli girmemize izin verdiler. Şehirde manzara korkunçtu, her yer harabeye dönüşmüştü. Halk evlerini boşaltmış ve göç yolundaydı. Şehirde gözüme çarpan diğer bir acı manzara ise, Türkmenlerin daha önce sorun yaşadıkları komşu Kürtlerin evlerini yağmalamaları ve yakmalarıydı. Sanki uzun bir süreden beri bu anı beklemişlerdi.”

KÜRT HALKINI CEZALANDIRMA YÖNTEMİ OLARAK CİNSEL ŞİDDET

Necibe Ömer Ahmed anlatıyor: “Yaptığımız araştırmaya göre, üç kadına fiili cinsel saldırıda bulunulduğunu tespit ettik. Faillerin kimler olduğuna gelince, bazılarının Sünni Haşdi Şabi bazılarının da Türkmen Haşdi Şabi güçlerinin olduğu söyleniyor. Buradaki amaç, Kürtlerin Tuzhurmatu’ya bir daha dönmeyecek biçimde uzaklaşmasını sağlamaktı. Yine halkı, namus anlayışı içinde kadın yoluyla tehdit ederek korkutmaktı. Kürtlerin bu değer yargılarında hassas noktasından vurarak intikam almak istiyorlardı. Tuzhurmatu’ya hakim olmaya çalışan güçler, oradaki Kürt kadınlarına da hakim olmaya çalışıyorlardı.

Sadece buralarda yaşanan bir durum değildir kadınlara karşı cinsel silahı kullanmak; dünyamızın farklı yerlerinde de erkek militarist güçler bunu savunmasız kadınlara karşı uygulamıştır. Burada da Türkmen ve Sünni Haşdi Şabi güçlerinin cinsel şiddeti kadına karşı kullanma amacı, Kürt toplumunda manevi ve moral değerlerinin kadın etrafında şekillenmesinden kaynaklıdır. Yine bütün savaşlarda kadın en ağır bedeli ödeyen kesimdir. Çünkü kadına saldırı o toplumun bütün iç dinamiklerine saldırı ile eş güdümlüdür. Aynı zamanda bütün topluma saldırı anlamına gelmektedir. Amaçlanan diğer bir şey de, halkı korkutmak, sindirmek ve kaçırtmaktır. Maalesef Tuzhurmatu’da kadınlara yapılan cinsel şiddetten dolayı halk bir daha geri dönmedi. Cinsel şiddete maruz kalan kadınların bazılarının öldürüldüğü söyleniyor.

Bir ailenin kadınlarına karşı cinsel şiddet uygulandığı için aileden üç kadınla birlikte babanın da arabayla Tuzhurmatu’daki köprüden uçarak intihar ettikleri akrabaları tarafından belirtiliyor.

Henüz kurbanların net sayısını ve nasıl olduğunu bilmiyoruz. Kadın konusu toplumda namus değerleriyle ele alındığı için yaşananların açığa çıkarılmasını aileler bizzat kendileri istemiyor.”

TUZHURMATU TANIĞI WIDAD YASİN

“16 Ekim 2017’de Tuzhurmatu’ya saldırıları, Irak ordusu, Irak Merkezi Hükümet Güçleri, Haşdi Şabi ve Türkmen partileri, İran’a ait Haşdi Şabi ve Horasan Güçleri yapmıştı. Rastgele Kürt mahallelerine hücum edip Kürt sivilleri öldürme, işkence etme, ev ve iş yerlerini yakma, talan etme, Kürtlere ait yerleri tahrip etme var. O gün bizim tespit ettiğimiz dört Kürt kadına karşı savaş suçu olan, cinsel şiddet yöntemini kullandılar. Kadınlar o gün yaşadıkları hakkında susmayı tercih ettiler. Onlarla konuşmaya çalıştığımızda, işin resmiyete dökülmesini istemiyorlardı. Çünkü, ailelerinden ve geleneklerden korkuyorlardı. Suçu ve suçluyu söylediklerinde akrabaları olan erkekler tarafından farklı bir muameleyle karşılaşmak istemiyorlardı. Bu kadınlar, büyük bir baskı altındaydılar. Psikolojileri bozulmuştu. Aileleriyle birlikte Tuzhurmatu’yu terk ettiler ve izlerini kaybettirdiler. Biz bu kadınlarla ilgili hazırladığımız raporları BM ve ilgili sorumlu mercilere, insan hakları kurumlarına ulaştırdık. Bu konuda şimdiye kadar belgeleri ilettiğimiz kurumlar hiçbir müdahalede bulunmadılar.

Tuzhurmatu’da yaşananlar, küresel egemenlerin de desteklediği güçler tarafından dünyanın gözü önünde cereyan etti. Bu biçimiyle bu savaş suçunu izledikleri için onlar da Kürt kadını karşısında suçludurlar. Bu gün burada Tuzhurmatu ve çevresinde yaşananlar, BAAS Partisi’nin-Saddam’ın Enfal’de yaptıklarından eksik değildir. (Enfal Saddam Hüseyin’in Kuran’daki bir ayetin adını kullanarak 1988 yılında Kürt halkına karşı yürüttüğü operasyonun adı. Bu operasyonda 150 bin kişi katledilmiştir.) Aksine onun tamamlayıcısı olmuştur. Halkın evleri ve iş yerleri yakılarak halk zorla göç ettirilmiştir.”

BABA EŞİ VE KIZIYLA BİRLİKTE İNTİHARI SEÇİYOR

Kadın ve insan hakları mücadelecisi Huda’nın anlattıkları kanımızı donduruyor. Huda boğazı düğüm düğüm ve dolan gözlerle anlatıyor:

“Tuzhurmatu’da yaşanan iki olay hakkında çok detaylı bilgilere ulaştım. Maalesef mağdurlar şu an hayatta değiller. Biri Tuzhurmatulu bir kız çocuğuydu. Bu bölgelerde kadın hakları konusunda çok yoğun çalışmalarım olduğu için, bölgedeki kadınlar beni tanıyorlardı. Bu çocuk da numaramı bir tanıdığımdan almış, bana ulaşmıştı. Telefonla benimle konuşurken sesi çok titrekti. ‘Amcalarım babama çok baskı yapıyorlar, beni öldürmesini istiyorlar’ diyordu. Yaşadığı tecavüz saldırısını bana telefondan anlatmaya başladı. ‘Haşdi Şabi üyesi beni ailemin gözü önünde boş eve götürdü, orada bana tecavüz etti ve çok işkence yaptı.”

Benimle Tuzhurmatu’dan değil Süleymaniye ve Kerkük arası kaldığı bir yerden konuşuyordu. Çok ürkmüştü ve şok yaşıyordu. Ona yerini bana bildirmesini söyledim. Bir türlü söyleyemiyordu. Buna daha hazır değildi. Numaramı ona veren genç aracılığıyla onu hemen bana, Erbil’e getirmesini istedim. Ancak bu onunla son telefon konuşmam oldu. Daha sonra çok acı son hikayesini basından öğrenecektim. Babası kızı ve annesi ile birlikte kendilerini öldürmüşlerdi.

Tuzhurmatu’daki işgalin ilk günüde oradan tanıdıklarım aracılığı ile yine telefonla bir kadın bana ulaşmıştı. Evli bir kadındı. Paramiliter güçler tarafından tecavüze uğradığını anlatıyordu. Ona karşı cinsel suçu işleyenleri tanımıyordu. Haşdi Şabi mi Irak Merkezi Ordu Güçleri mi ya da onların kıyafetini giymiş ortamı kaosa çevirmeye çalışan dış istihbarat güçlerinden miydi bilemiyordu. Bildiği tek şey vardı, onca kişinin gözü önünde tecavüze uğramasıydı. O kadına çok ulaşmaya çalıştık ancak ailelerin engellerinden dolayı bir türlü ulaşamadık. En son aldığım habere göre, eşi ve kardeşi tarafından ‘namusu kirlendiği gerekçesi’ ile öldürülmüştü”.

FAİL DE, KURBAN DA TECAVÜZÜN ORTAYA ÇIKMASINI İSTEMİYOR

Necibe Ömer Ahmed anlatıyor: “Biz kadın derneği olarak cinsel şiddete uğrayan kadınları tespit etmek ve onların beyanlarını almak istedik. Delilleri toplayıp Irak Mahkemesi’ne başvuracaktık. Özellikle cinsel şiddete maruz kalan kadının yakını bir kadınla konuştuk, bize olayın doğru olduğunu söyledi. Detayları toplamak için görevlendirdiğimizde aile tarafından susturuldu.

Başka bir tecavüz olayının faili Sünni Arap-Asabatta Grubu’ndan Sünni bir Araptı. Aile suçluyu tanıdığı için onu şikayet etmiş ve tutuklanmasını sağlamıştı. Kadının ailesi ‘kızlarını kirletme’ karşılığında, kızlarıyla evlenilmesi halinde şikayetlerini geri çekeceklerini belirtmişti. Suçlu cezadan kurtulmak için ailenin ileri sürdüğü şartı kabul ediyor ancak, serbest kaldığında verdiği sözden vazgeçiyor. Bu kızın psikolojisinin hem yaşadıkları hem de etrafında yürütülen baskılardan dolayı çok kötü olduğu söylendi. Olayın açığa çıkması için uğraş veren bir gazeteci arkadaş tehdit edildi. Oradaki egemen silahlı güçler de bu durumun ortaya çıkmasını istemiyorlar. Biz her şeye rağmen bu olayların takipçisi olacağız.

Diğer bir cinsel saldırı vakası S. A. ailesinin yaşadığı olaydır. Bir arabanın köprüden uçtuğu doğrudur. Burada anne ve iki kızının cinsel şiddete uğradıkları söyleniyor. Yani olay tecavüz sonrası sürüklenen bir toplu intihar vakasıdır. Baba, yaşanılanın ağır vahameti ile eşi ve iki kızı ile intihara yöneltilmişlerdir.”

ŞOVENİZM-MİLLİYETÇİLİK VE CİNSEL SİLAH

Huda Zengana’ya göre, Tuzhurmuta’da kadına karşı tecavüz suçunu sadece Haşdi Şabi değil Irak Merkezi Ordusu mensupları, komşu ülkelerin istihbarat güçleri gibi giyinerek işledi. Kim ve hangi kesim tarafından işlenirse işlensin bunun failleri mutlaka ortaya çıkarılmalı, yargılanmalı ve cezalandırılmalı:

“Ferdi suçlar gibi görünse de savaşlarda karşı taraf gördükleri toplum kesimlerinin kadınlarına karşı belli bir hedef gözetilerek işlendiği için toplu suçlardır. Suçlular üç temel noktadan hareket etmektedirler. Birincisi şovenizm. İkincisi din ya da mezhepçilik, üçüncüsü de kadını salt bir cinsel nesne görme anlayışıdır. Genel olarak Kürtlere karşı işlenen suçlar şovenist yaklaşım içermektedir. Saddam döneminde yaklaşım buydu. Ayrıca Kürt kadınlarına böyle yaklaşmayı bir intikam aracı olarak gördüler. Mezhepçiliğin de bir etkisi olmuştur. Ancak belirleyici etken şovenizmdir.”

ŞENGAL EZİDİ KADINLARI İLE TUZHURMATU KADINLARININ ORTAKLAŞAN ACILARI

Kürtlere ve Kürt kadınları’na karşı işlenen bu insanlık suçu neden Şengalle aynı düzeyde vicdanlarda yargılanmadı diye düşünüldüğünde Necibe Ömer Ahmed şöyle cevaplandırıyor: “Bunun birçok nedeni vardır. Şengal açıktan bir soykırımdır. Şengal’de katledilen, zorla alıkonulan kadınların sayısı fazladır. Tuzhurmatu bu nedenlerden dolayı Şengal’in gölgesinde kaldı. Tuzhurmatu’daki olaylar resmiyette Irak Merkezi Hükümeti’ne bağlı güçler tarafından gerçekleşti. Bu nedenle üstü bilinçli kapatılıyor. Aynı zamanda bizim Kürt gelenek ve göreneklerinin feodal toplumsal yapısından dolayı, toplum bu yaşananların üzerini kapatmak istiyor. Yaşananlara namus çerçevesinden bakılıyor.”

Huda Zengana ise şöyle ifade ediyor: “IŞİD tarafından Şengal’de Kürt Ezidi kadınlarına, Hıristiyan ve Türkmen kadınlarına yapılanın korkunçluk düzeyinin dünyamızın vicdanında yer bulduğunu söyleyemem. Zorla alıkonulan ve özgürlüğüne kavuşan kadınlar, psikolojik, toplumsal ve ekonomik açıdan çok kötü durumdadır. Kürdistan Hükümeti ve uluslararası bazı sivil kurumlarının küçük çaplı projeleri bile gerekli desteği alamamıştır. IŞİD’in elinde hâlâ binlerce kadın esirdir. Hem hâlâ esir kadınlar ve diğer kurban kadınlar için gerekli, sonuç alıcı çalışmalar yapılmamış, dayanışma gösterilmemiştir.

Kerkük ve Tuzhurmatu kadınlarına yönelik suçlarda bölgesel siyasi iktidarın toplumsal olarak etkisi olmuştur. Çünkü kadınları toplumsal olarak korumak düşünülmediği için çok sayıda suç gizlenmiştir. Şengal’de yaşananlar ile Tuzhurmatu’da yaşananlar toplumsal psikoloji açısından benzerdir. Kerkük ve Tuzhurmatu, Haşdi Şabi ve Irak Merkezi Hükümeti tarafından işgal edilmeseydi bu toplumsal acılar ve travmatik durumlar yaşanmayacaktı.”

TUZHURMATU’DA CİNSEL SUÇA KARŞI TOPLU SESSİZLİK

Huda Zengana, “Bildiğim kadarıyla resmi ve yasal herhangi bir girişim olmamıştır. Her ne kadar genel konularda Irak Merkezi Hükümeti, Kürdistan Bölge Hükümeti ve uluslararası bazı kuruluşlar araştırmalarla, rapor ve belgeler hazırlamış olsalar da Irak Merkezi Hükümeti ve Kürdistan Bölgesi arasındaki kötü ilişki, sonuç alınmamasına yol açıyor. Bununla birlikte çok sayıda belge ve doküman mevcuttur. Vahim olan, suçları işleyenler bu şehirlerin egemenleridir. Bu, trajedinin karanlık kalmasını ve mağdurların işkencesinin devamı anlamına geliyor. Suçludan yargıç olabilir mi?”

DÜNYA KADINLARININ VE ULUSLARARASI KURUMLARIN SESSİZLİĞİ

Alandaki kadın aktivistler, Tuzhurmatu’daki kadınlara karşı işlenen insanlık suçlarında, dünyadaki kadın örgütlerinin duyarlılığı husunda iyimserlik taşımıyorlar ve sitem içindeler.

Özgür Kadınlar Derneği Yöneticisi Necibe Ömer Ahmed, “Şimdiye kadar bu konuda bir duyarlılık görmedik. Oysaki bir kadına karşı işlenen cinsel şiddet saldırısı, tüm kadınlara karşı yapılmış sayılmalıdır. Çünkü kadınların cinsel varoluşuna karşı yapılan bir saldırıdır ve bu bir insanlık suçudur. Bu suç dünyanın her yerinde kınanmalı ve onu işleyenlere karşı hukuksal normlar işletilmelidir. Savaş koşullarından dolayı Kürdistan’ın her parçasında Kürt kadınları çok fazla acı yaşadı. Ruhsal, fiziksel, düşünsel ve en son cinsel şiddetin her biçimini yaşadılar” diyor.

Huda Zengana ise sitemini şu sözlerle ifade ediyor, “Aileleri ile her sabah huzurlu kalkanlar bilin ki, Kürdistan’da kadınlar ve çocuklar öldürülüyor, tecavüze uğruyor, yerlerinden yurtlarından sürülüyorlar. Bunun tek nedeni Kürt olmaları ve Kürtçe konuşmalarıdır. Sadece bu nedenle yaşam hakları ellerinden alınıyor. Dünyadaki egemen devletlerin insan hakları ve demokrasi konusundaki açıklamaları slogandan öteye gitmiyor. Dünya bu konuda üç maymunu oynuyor. Böylesi bir dünyadan da hiçbir umudum yoktur.”

TECAVÜZ FAİLİNİ YARGILAYAMAMAK

Kerkük ve Tuzhurmatu’daki savaş suçlarını yargılamak için evrensel hukuktan yararlanmak bile Kürtlerin egemenlerinin bağlı bulunduğu hukukla hareket etmesini zorunlu kılıyor. Irak devleti, Roma Sözleşmesi’ne taraf olmadığından Irak’ın Uluslararası Ceza Mahkemeleri’nde (UCM) yargılanması sadece BM Güvenlik Konseyi kararı ile sağlanabiliyor. Mevcut durumda büyük devletlerin politik dengelerinin çıkar terazisinde yüksek olduğu BM de Kürdistan’da, özellikle Tuzhurmatu’da işlenen savaş suçları ve cinsel suçların kulak ardı edildiği gerçeğini yaşıyoruz. Kadına karşı işlenen şiddeti yargılayan uluslararası hukuk bağlayıcılığı da Irak için geçerli değil. Kürde karşı kullanılan savaş suçlarını yargılama hakkı bile Kürtlere devlet olma gerekliliğini gösteriyor. Referandum neden Kürtleri cezalandırma aracı oldu o halde?

* İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu olan yazar 1991 yılında Yeni Ülke gazetesinde gazeteciliğe başladı. 1991’de kurulan Yurtsever Kadınlar Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı. Uzun yıllar Avrupa ve Ortadoğu’da kadın hakları savunuculuğu yaptı. Kürt kadınlarının yakın tarihiyle ile ilgili çalışmalarını sürdüren yazar Erbil’de serbest gazeteci olarak çalışmaktadır.

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.