Sezai Temelli: İmralı’nın kapısı her açıldığında bu ülkede kan durdu

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Diyarbakır’da düzenlenen Barış Günü mitinginde konuştu.

HDP, bu yıl “Barış tecrit edilemez” sloganıyla gerçekleştirmeyi planladığı 1 Eylül Barış Mitinglerinin ilkini Amed’de gerçekleştirdi. DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk ve Barış Annelerinin de birer konuşma yaptığı mitingde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli şu ifadeleri kullandı:

Merhaba kadınlar, gençler, arkadaşlarım yoldaşlarım. Hûn bi xêr hatin, ser seran ser çavan re hatin! Merhaba Botan, Serhed, Amed, hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyoruz. Yine buradayız, buradan selamlarımızı ve sevgilerimizi yollayalım. İstanbul’a, İzmir’e selam olsun Afrin’e, Şengale selam olsun. Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü. Afrin’e, Şengal’e Amed’e barış gelene kadar mücadelemize selam olsun. 1 Eylül Dünya Barış Gününüz kutlu olsun.

Bugün burada insanlığın barış hayaline sahip çıkmak her zamankinden acil bir görev

Barış; umuttur, sevgidir, gelecektir. Umudumuzu, sevgimizi geleceğimizi almaya çalışıyorlar. Vermeyeceğiz, asla vermeyeceğiz. Bizler barış mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğiz. Yine yan yana yine faşizme karşı omuz omuzayız. Yaşasın özgürlük mücadelemiz. Her bijî Amed, her bijî Serhed, her bijî Botan. Bu özgürlük mücadelesini yükselteceğiz, asla geri adım atmayacağız. Bu faşist iktidara, bu zulüm iktidarına ve ceberrut devlete karşı barış mücadelemizi her geçen gün yükselteceğiz.

Biliyorsunuz 1 Eylül 1939’da Naziler Polonya’yı işgal etmeye başladılar. O günün anısına 79 yıldır faşizme karşı direniş dünyanın her yerinde sürüyor. Bugün de bu coğrafyada yine faşizme karşı, AKP faşizmine, tek adam rejimine karşı mücadelemiz devam ediyor. Bu dünyada savaşlar yaşanmasın, yıkımlar olmasın diye 1 Eylül Dünya Barış Günü ilan edildi. Kürt halkı yıllardır savaşın ağır bedelini ödüyor. İşte bugün burada yan yana gelerek 1 Eylül barış gününde insanlığın barış hayaline sahip çıkmak her zamankinden acil bir görev. Biz bu göreve talibiz. Biz bu görevi üstlendik, bu yolda yürüyoruz. Dönen dönsün yolundan biz dönmeyiz. Biz sizinle gurur duyuyoruz, iyi ki varsınız. Yoksa ne bileceklerdi barışı ve demokrasiyi. Bu mücadele sizin sayenizde kıymetli, o yüzden biz sizinle gurur duyuyoruz.

AKP adım adım çürüyor, bu çürüyen iktidarı da biz yıkacağız, biz

Kendi gücümüze, kendi tarihimizden güç alarak AKP rejimini yıkacağız. AKP adım adım çürüyor, bu çürüyen iktidarı da biz yıkacağız, biz. Sevgili arkadaşlarım, yoldaşlarım. Dünyanın çeşitli yerlerinde savaşa karşı barış mücadelesi veren kötülüğe karşı iyiliği savunan insanlar, yoldaşlarımız, arkadaşlarımız, halklarımız var. Tarih boyunca bu topraklarda barış mücadelesi zalime ve zulme karşı sürüyor. Uzun zamandır verdiğimiz bu mücadele bugün milyonlara ulaştı. Orhan Doğan, Vedat Aydın, Apê Mûsa, Sakine Cansız, Tahir Elçi ve adını sayamadığım barış elçilerimizi saygıyla anıyorum. Onların yükselttiği mücadele bugün milyonlara ulaştı. Direniyoruz, direnmeye devam ediyoruz ve direne direne kazanacağız. Dost ve düşman bilsin ki kazanacağız, mutlaka kazanacağız. Bir Kürt deyişi vardır, e siz bilirsiniz zaten. “Bahtı tahta değişmem” diyor. Biz zulmün tahtına karşı mücadele veriyoruz. Mücadele biziz, mücadele HDP, mücadele Kürt halkıdır, işte yazdığımız baht budur, bir mücadele tarihidir.

Öcalan’a tecrit Kürt halkının değerlerine saldırıdan başka bir şey değil

Tecrit barışa karşı, insanlığa karşı, doğaya karşı bu mücadeleye karşıdır. Sevgili arkadaşlarım Sayın Öcalan’ın büyük çaba ile var ettiği ve partimizin binbir emekle destek verdiği barış masasını devirdiler. O günden bugüne dağlarımız, meralarımız, ormanlarımız, evlerimiz yanıyor, evlerimiz. 2013-2015 arasında toplumun barış umudunun nasıl yeşerdiğini, savaşın nasıl anlamsızlaştığını, Sayın Öcalan ile görüşmeler sürerken toplumda nasıl bir huzur ve güven geliştiğini hepimiz gördük. Bu topraklar gördü, Silopi gördü, Van gördü, halklar gördü, hepimiz şahidiz buna. Sayın Öcalan avukatları ile 7 yıldır görüştürülmüyor. Avukatlarının 783’üncü görüşme talebi de reddedildi. Eskiden koster bozuluyordu, hava şartları uygun değildi, şimdi bahaneye de gerek duymuyorlar. Tecridi sürdürme kararlılığından dolayı avukatlarıyla görüşmesine izin verilmiyor, ailesiyle görüşmesine izin verilmiyor. Telefon edemiyor, mektup gönderemiyor. Bu zulüm Kürt halkının değerlerine saldırıdan başka bir şey değil. Bu ağırlaştırılmış tecrit koşullarına biran önce son verilmelidir. Tecride son vermek barışın önünü açmaktır. Buradan tekrar sesleniyoruz: Bu tecride derhal son verin. Biran önce Sayın Öcalan’ın avukatları, ailesi İmralı’ya gitsin ve görüşme gerçekleştirilsin.

CPT, bu tecrit işkencesine ses çıkarmadığı sürece tecridin de işkencenin de ortağıdır

Bakın bu tecridin etkileri o kadar büyük ki. Orta Doğu’daki sömürü İmralı tecridinden başlıyor. Orta Doğu’daki savaş İmralı tecridinden gerekçesini alıyor. Bir örgüt var; CPT. İsminin hakkını vermeyen bir örgüt. Bu tecrit işkencesine ses çıkarmadığı sürece siz de bu tecridin ve işkencenin ortağısınız. Bu işkenceye itiraz etmediğinizi biliyoruz. Buna son verin.

İmralı’nın kapısı her açıldığında bu ülkede kan durdu

İmralı’nın kapısı her açıldığında bu ülkede kan akmadı, durdu, insanlar ölmedi ve barış umutları yeşerdi. Nisan 2015’ten bugüne İmralı’nın kapılarını kapattılar. Bugün tecrit olmasaydı, Öcalan özgürlüğüne kavuşsaydı, Türkiye’de herkes belki de herkes bambaşka durumda olacaktı. Belki de kadim sorunları çözüyor olabilecektik. Tecrit ve savaş sürdükçe hiçbir sorun çözülmediği gibi, bütün sorunlar daha da ağırlaşmakta ve Türkiye sorunlar yumağına dönüşüyor. Bundan bir an önce kurtulmamız gerekiyor.

Demirtaş, Yüksekdağ, Tuncel ve diğer arkadaşlarımız bu zulüm iktidarının girdabında cezaevinde

Cezaevindeki yoldaşlarımız dışarıda olabilirdi. Bugün binlerce yoldaşımız, arkadaşımız yoldaşımız cezaevlerinde. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Sebahat Tuncel ve adını saymakla bitiremeyeceğimiz arkadaşlarımız cezaevinde. Bu haksız hukuksuz zulüm iktidarının girdabında cezaevlerinde. Bir suçları olduğu için değil bir sevdaları olduğu için tutsaklar. Onlar özgür kalana dek biz de bu mücadeledimizden asla geri adım atmayacağız. Selam olsun Edirne’ye, selam olsun Kandıra’ya.

Papağan gibi tekrarlıyor, ekonomiye dış güçler saldırıyormuş; sen değil miydin o dış güçlerle kol kola giren!

“Bu ülkeyi her geçen gün zulüm yumağına sürüklüyorlar” dedik. Bugün yaşanan bütün krizlerin müsebbibi bu iktidardır. Siyasi krizin de, ekonomik krizin de müsebbibi sensin. Kriz yükseldikçe çıkıyor bir sorumlu arıyor. Dış güçleri bu krizin sebebi olarak gösteriyor. Medyayı ele geçirmiş, hergün aynı sözleri papağan gibi tekrarlıyor. Dış güçler saldırıyormuş, ekonomik saldırı varmış. Sen değil miydin o dış güçlerle kol kola giren, BOP Eş Başkanı olan, Suriye’ye namaz kılmaya giden? Yaratmış olduğun iç güçlerle, o dış güçlerle kol kola giden sen değil miydin? Bu ekonomiyi bu yoksulluğu bu işsizliği bu krizi halkların başına bela eden sen değil misin? Ne dış güçleri. Ortada bir zalimlik ve zulüm var, bunun da müsebbibi Erdoğan rejimidir ve bu iktidardır. Bunu herkes gibi sen de biliyorsun.

Bizim yastığımızın altında altın yok, dert var yoksulluk var

Halka fedakarlık öğüdü veriyorlar. Diyorlar ki “yastığınızın altındaki dolar ve altınları bozdurun.” Herkesi kendisi gibi sanıyor, aynı yastığa baş koyduğumuzu sanıyor. Bizim yastığımızın altında altın yok, dert var yoksulluk var. Bu halka yoksulluktan, zulümden ve yoksulluktan başka bir şey vermediniz. Türkiye’nin ne kadar kamusal mirası varsa özelleştirdiniz. Bu ülkede herkesi borçlandırdınız. Bu ülkeyi, büyük bir borç çukuruna ittiniz. Yandaş müteahhitlere ve sermayedarlara gereksiz yollar alt geçitler köprüler yaptırarak halkın kaynaklarını çarçur ettiniz. Şehir hastaneleri diye ne olduğu belirsiz yatırımlar yaparak, hasta garantisi vererek bu ülkenin kaynaklarını peşkeş çektiniz. Şimdi çıkmış diyor ki fedakarlık yapın. Bu ülkeye bu krizi kim getirdiyse onlar fedakarlık yapacak. Bu borçları biz ödemeyeceğiz. Bu paraları kimlerle paylaştıysanız onlar ödeyecek. Halkın kaynaklarını nasıl çarçur ettiyseniz şimdi de bu ekonomik krizin yükünü sizler çekeceksiniz, bu halk çekmeyecek. Her gün zam yaparak, her gün sofradan ekmek çalarak bu iktisadi krizi halkın sırtına yüklemeye çalışıyorlar. Buna itiraz edeceğiz, sesimizi yükselteceğiz.

Halkbank’tan ucuz dövizi alıp iki katına satan kim, sizler misiniz?

Ortada bir ekonomik savaş yok, talan var, talan. Bu talana izin vermeyeceğiz. Bakın özelleştirmelerle bu ülkeye nasıl bir bedel ödetiyorlar en son örneği Telekom’du. Alan şirket Telekom’u soydu, mal varlıklarını sattı, bankalardan kredi aldı, kaçıp gitti. Telekom’un yönetim kurulunda olan bir arkadaş şimdi Cumhurbaşkanı Yardımcısı. İşte bu zihniyetin teşhiri tam da Saray’dadır. Halkı nasıl soydukarının teşhiri Saray’da oturuyor. Telekom’dan dolayı hesap vermesi gerekenler şimdi Cumhurbaşkanı Yardımcılığı koltuğunda oturuyor. Halkın kaynaklarını çarçur edenlerin yakasına yapışacağız. Bakın Halkbank diyor ki “hatalı işlem yaptık” geceyarısı ucuz döviz satmış meğer. Bu hile ile kimler zenginleşti, kimler yararlandı, ucuz dövizi alıp iki katına satanlar kim, sizler misiniz? Biz bunların kim olduklarını çok iyi biliyoruz ve bunlardan da hesap soracağız. Ama en büyük gaspı, en büyük kötülüğü bu savaş ekonomisi ile yaptılar, halkın bütün parasını tanka, topa tüfeğe yatırdılar. Bunu meşrulaştırmak için de

Kürt halkına savaş açtılar, çünkü savaştan, acıdan besleniyorlar. And olsun ki bu düşmanlığı bitireceğiz. Bu ülkede halkarın birlikte mücadelesini yükselteceğiz. Çok acılar yaşadık, biz acılarımızla akraba olduk. Biz savaş için değil, eğitime sağlığa bütçe diyeceğiz. Bunun bizden alınmasına izin vermeyeceğiz.

Böyle bir iktidarın ancak böyle bir bakanı olur

O kadar nefretle yoğrulmuşlar ki o kadar nefretten besleniyorlar ki bunların bir bakanına “Suistimal Bakanı” dedik. Kalkmış Eş Genel başkanımızı tehdit ediyor. Haddini bil haddini. Bugün nerede bir olay olsa bunun yaptığı bir tek şey var: çıkıp HDP’yi suçlamak. Bu Suistimal Bakanının hesap vermesi gereken o kadar çok konu var ki… Bir telaşla çıkıp HDP’yi suçluyor ve tehdit ediyor. Biz bu tehditlere pabuç bırakacak bir parti ve halk değiliz. Sen önce bu suçlara göz yummanın hesabını vereceksin. Suruç’un hesabını vereceksin. Suruç’ta Şenyaşar Ailesi’nin 3 güzel insanı herkesin gözü önünde katledildi. Bugün hala bu katliamı gerçekleştirenlerden bir tanesi gözaltına alınmamış, bu bakan çıkmış HDP’yi suçluyor. Sen bütün bu işlenen suçların müsebbibisin. Sen bu olayların faillerinin ortaya çıkmasını engellendiğin sürece seni de sorumlulara yazarız ve hesabını senden de sorarız.

“Devlet kaybetmekte haklıydı” diyerek 90’ların bütün suçlarına sahip çıkıyorlar

Çocuklarının kemiklerini arayan annelere vicdansızca hakaret eden bir bakan bu bakan. Tilkinin şahidi kuyruğudur. Böyle bir iktidarın ancak böyle bir bakanı olur zaten. Sayısız suça bulaştıkları yetmiyormuş gibi şimdi de JİTEM’in işlediği suçlara sahip çıkıyorlar. Kızlarının, oğullarının, yakınlarının cenazelerini arayan Cumartesi İnsanları’nın feryatlarına kulak verin. “Devlet kaybetmekte haklıydı” diyerek 90’ların bütün suçlarına sahip çıkıyorlar. Bizler bunlardan hesap sormak için meydanlarda Galatasaray Meydanı’nda olmaya devam edeceğiz. Anneler direndiler, birbirlerinin acılarına sahip çıktılar. Kadınlara dayatılan “acını yut otur” sessizliğine itiraz ettiler. Onlar Türkiye demokrasi ve kadın mücadelesinin yüz akıdır. Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri onurumuzdur.

Bunlar zulümle evlenmişler, zulme başgöz olmuşlar 

2013 yılında Meclis’te kurulan komisyonda bugün sahip çıktığı suçları bizzat AKP o dönemde kabul etmedi mi? Etti. Erdoğan kayıp yakınları ile görüşmedi mi? Görüştü. AİHM 55 davada Türkiye’yi mahkum etmedi mi? Etti. Ne oldu da 700’üncü hafta anmasına saldırıyorlar. Bu hafta da izin vermediler. Bütün İstiklal Caddesi’ni işgal etmişler. İnsanların oraya girmesine engel oluyorlar. Barış Anneleri’nin buradaki anma eylemine de izin vermediler. Biz bundan vazgeçecek miyiz? Asla vazgeçmeyeceğiz. Bütün kayıplarımız bulunana kadar biz bu alanlarda olmaya devam edeceğiz. Bunlar zulümle evlenmişler, zulme başgöz olmuşlar.

Cezaevleri intikam evlerine dönüşmüş durumda

Zalimlikten başka bir şey gelmiyor ellerinden. Bakın Koçer Özdal kelepçeli bir şekilde vefat etti. Bu ülke de 1000’den fazla hasta tutsak var. Bu hasta tutsakların 357 tanesi ölüme yatmış durumda. Bunların bir an önce tahliye edilmeleri ve tedavilerinin başlaması gerekirken ne Adalet Bakanı ne de Sağlık Bakanı bir tek adım atmıyor. Cezaevleri intikam evlerine dönüşmüş durumda. Bu ülke hukuksuzluğun laboratuvarı oldu. Tutuklularının hastaneye sevkleri ve tedavileri engeleniyor. Adalet Bakanı ve Sağlık Bakanlığı Saray’a vicdanlarını teslim etmişler. Bu tutsakların göz göre göre ölmesine göz yumuyorlar. AKP döneminde 450 hasta tutsak vefat etti. Buna rağmen hiçbir adım atılmıyor. İktidar kurmuş olduğu savaş ve Cumhur İttifakıyla birlikte af yasası hazırlama peşinde. Kimi af edecekler? Devlete karşı işlenmiş suçlar değil; bizatihi insanları katleden, tehdit eden, çalan çırpan, tecavüz eden kim varsa listelerinde var. Böyle bir af peşindeler. Hasta tutsakları tahliye etmek, siyasi tutsakları bir an önce serbest bırakmak gerekirken, bunların hazırladığı af yasasını asla kabul etmiyoruz. Biz siyasi tutsaklara af istemiyoruz, onların bir suçu yok. Hakkımızı istiyoruz. Onlar özgür kalmadan, hiçbirimiz özgür değiliz. Bugün FETÖ’yü ve çocuğa yönelik istismarı bahane ederek idamı getirmeye çalışıyorlar. İran’a da sesleniyorum; idam insanlık suçudur. Buna karşı mücadelemizi yükselteceğiz.

Barış Gününde hep acıdan ve zulümden konuşmak zorunda kalıyoruz

Bir barış gününde bugün ne güzel şeyler konuşabilirdik. Geleceğe ne umutlar taşıyabilirdik. Ama bugün hep acıdan ve zulümden konuşmak zorunda kalıyoruz. Öyle bir zulüm ki insanlar cenazelerini bile defnedemiyorlar. Bu zulümdür, bu savaştır. Ölüm vaki olunca hüküm kalkar. Ölünün yakınlarıyla acıyı paylaşmak bizim kültürümüzde var, bu kadim halkların tarihinde var. Bunlar cenazeye zulüm ediyorlar. Nusaybin’de yaşanan son vaka bunun açık örneğidir. Cenazelerimizi gömmemize bile engel oluyorlar. Buna son vermek ve vicdan yangınını söndürmek için yan yana geleceğiz. Sadece vicdanlarımız değil ormanlarımız yanıyor. Dêrsim yanıyor, Licê yanıyor, Kulp yanıyor. Her yerde yangın çıkarıyorlar, ya doğayı HES’lerle maden şirketlerine peşkeş çekerek talan ediyorlar ya da ormanlarımızı yakıyorlar. Dêrsim 37’den beri yanıyor. 90’lardan beri yakmaya devam ediyorlar. Bilmiyorlar ki biz Dêrsim’de ağacız, İdil’de akan nehiriz, bitmedik bitmeyeceğiz. Doğa gibi kendimizi doğura doğura yeniden yeşereceğiz.

Zulüm her yerde, Afrin’de İdlib’de, bu zulmü yaratanlar İdlib’de de çözümsüzlük yaratıyor

Şimdi Afrin’de yaşananlara bakın, ÖSO çeteleri kadın pazarı kurdu. Bu utanmazlar ahlaktan nasibini almayanlar kadın pazarı kuruyorlar. Zulüm her yerde, Afrin’de İdlib’de. Bu zulmü yaratanlar İdlib üzerinden çözümsüzlük yaratıyorlar. Suriye’nin kaderine Suriye halkları karar verecek. Türkiye’nin barışı da Türkiye’nin demokrasisi de Türkiye halklarının elinde. Orta Doğu’ya barış gelmeden Türkiye’ye barış ve demokrasi gelmez. Türkiye’ye barış ve demokrasi gelmeden size, Avrupa’ya da huzur gelmez. Siz göçmen pazarlığı yaparak bu tehditlere boyun eğdikçe Avrupa’daki ırkçılığın önüne geçemezsiniz. Kürt halkına yapılan bu zulme karşı çıkmadıkça, siz de huzur bulamayacaksınız. Dünyanın herhangi bir yerinde zulüm varsa o bütün dünyayı kaplar.

Barış talebimiz gücünü Amed’den, Mehabad’dan, Kobanî’den, Rewandiz ve Kerkük’teki halkların kardeşliğinden alıyor

Bizim barış talebimiz gücünü Amed’den alıyor, Mehabad’dan Kobanî’den Hewlêr’den, Rewandiz ve Kerkük’teki halkların kardeşliğinden, bereketli Mezepotamya topraklarından, Sur’un tarihinden alıyor. Türkiye bugün tarihin gördüğü en derin kutuplaşmayı yaşıyor. Bu kutuplaşma AKP’nin bu topluma yaptığı en büyük kötülüktür. Şimdi bu kötülükten kurtulma zamanıdır. Ölüme karşı barışı sağlayacağız. Barış sessiz kalarak, dilenerek gelip kapımızı çalmaz. Geçmişten bugüne kadar barış ancak mücadele ile mümkün olabilir. Yaşasın özgürlük adalet ve barış mücadelemiz…

Kendi ayak izlerini takip ederek ilerleyen bu mücadele, gençlerin dirayetiyle önümüzü açacak

Sevgili gençler, Amed’in başı dik evlatları… Sevgili gençler, sizlerin özgür yaşayabildiği bir ülke için buradayız. Ama biliyoruz ki sizler de Cumartesi Anaları, Barış Anaları evlatları mezarlarına kavuşsun, Kemal Kurkut’un, Ali İsmail’in yaşadıkları adalete kavuşsun diye buradasınız. Kendi ayak izlerini takip ederek ilerleyen bu mücadele sizlerin dirayeti hepimizin önünü açacak. Yaşasın barış mücadelemiz. Hepimizin yolu açık olsun. Serkeftin hevalno!

Yorumlar
Yükleniyor...

ZERnews daha iyi kullanıcı deneyimi için çerezler kullanır. ANLADIM Daha fazla oku...