HDP’den ayrıldılar! Pervin Buldan, Sezai Temelli, Barış Atay ve Erkan Baş’tan önemli açıklamalar

HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli; HDP Hatay Milletvekili Barış Atay ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş ile ortak basın toplantısı düzenledi. Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) resmi düzeyde kuruluşunun tamamlanmış olması üzerine Baş ve Atay’ın TİP’e geçeceğinin duyurulduğu basın toplantısında şu ifadeler kullanıldı:

Sırasıyla Baş, Buldan, Atay ve Temelli’nin açıklamaları şöyle:

Erkan Baş: 

Bizler açısından, Türkiye sosyalist mücadelesi açısından, eşitlik ve özgürlük mücadelesi açısından tarihsel önemde bir gün. Zaman zaman basına yansıyan bir konuda, “alacağımız kararları siyasi anlayışımız gereği doğrudan halkımızla emekçilerle paylaşırız” dedik. Uzun süredir zaman zaman bizi rahatsız eden spekülasyona varan bir konuda açıklama yapmak için buradayız. Biz Türkiye’deki iktidarın uygulamalarına karşı çok yönlü mücadele veriyoruz. Hakim siyaset anlayışına karşı da mücadele veriyoruz. Bu anlayış siyaseti elitlerin eline sıkıştıran, yoksulları, halkı emekçileri bu siyasetten doğrudan etkilenen kesimleri de seçimden seçime hatırlayan bir anlayıştır. Biz halkı, gençleri, kadınları merkeze alan yeni bir anlayış geliştirmeye çalışıyoruz. Şeffaf açık, düşündüğümüzü olduğu gibi ifade eden, yaptığımız her şeyin arkasında duran, varsa bir bedeli bunu ödemekten çekinmeyen bir anlayış geliştirmeye çalışıyoruz.  

24 Haziran baskın seçimleri abluka altında yürütülen ve devletin bütün olanaklarının tek taraflı kullanıldığı bir süreçte TİP, HDP’den gelen ittifak teklifini değerlendirerek karar altına aldı.  24 Haziran, iktidar açısından pek çok başka planın yanında HDP’nin siyaset dışına itilmesi amacını da taşıyordu. AKP, HDP’nin siyasetin merkezinden kovulması üzerine bir strateji geliştirmişti. Erdoğan’ın bu konuda doğrudan verdiği talimatları vardı, HDP’nin baraj altında bırakılması için her türlü yola başvuruldu. HDP somutundan büyük bir halk direnişi gelişiyordu. Biz de henüz partimiz kuruluş aşamasındayken, böyle bir süreçte sessiz kalınamayacağını söyleyerek, HDP ve adayı Demirtaş’ı destekleme kararı aldık. O süreçten beri daha sonra HDP’nin parlamento üyeleri olarak mücadelemizi sürdürdük. AKP, 24 Haziran öncesi HDP’yi hedef tahtasına oturtmuştu; bu seçimde başaramadığı tek şey HDP’yi parlamento dışına itmekti. Ama aynı saldırı ve konsept devam ediyor. İçişleri Bakanı’nın Pervin Hanım’ı tehdit etmesi, dün basına yansıyan fezlekeler ve iktidarın HDP’yi sürekli gayri meşru ilan etme çabaları devam ediyor. Bunun karşısında durmayı sorumluluk olarak görüyoruz. 

Burada sizler vesilesiyle açıklayacağımız kararımız bir ayrılık kararı olarak değerlendirilemez. Biz bu kararı, bugüne kadar sürdürdüğümüz mücadeleyi daha da büyütme, geliştirme, yaygınlaştırma ve emekçi halkların barikatı olarak değerlendiriyoruz. Vazgeçmeyceğimiz bir kırmızı çizgimiz var; HDP ve HDP şahsında Kürt halkının yalnızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz. 

Pervin Buldan: 

Bugün HDP açısından önemli ve farklı bir deneyimin yaşandığı bir gün. Biz de heyecanlıyız. Çünkü birlikte yola çıktığımız ve birlikte mücadele ettiğimiz bazı arkadaşlarımızla yoldaşlığımızı ve yol arkadaşlığımızı farklı bir noktaya çeviriyoruz. Bugün itibariyle bunu yapmaya çalışacağız. 

Türkiye siyasi tarihinde her zaman siyasi ittifaklar gelişmiştir. Bu ittifaklar cumhuriyetin kuruluşundan beri hep var olmuştur. Bugün de bazı ittifaklara tanıklık ettiğimizi ifade etmek isterim. 24 Haziran seçimlerinde Cumhur İttifakı, Millet İttifakı ve benzeri ittifaklar olmuştur. Biz HDP olarak 24 Haziran’da çok farklı bir ittifakı geliştirdik. Bu ittifakla birlikte, emekçiler, kadınlar, gençler, sosyalistler, Aleviler, mütedeyyinler, özgürlüklerden yana olan, sesi kesilmiş herkesle, farklılıklarımız ve zenginliklerimizle geniş bir ittifak kurduk. Bu ittifak önemliydi ve büyük bir başarıya ulaştı. Kürt halkının mücadele birlikteliği deneyimi yeni değildir. Kürt halkı ile Türkiye halklarının mücadele birlikteliği çok tarihseldir ve bu tarihsellik bizim için önemlidir. Bu birlikteliği elbette daha da büyütmek ve mücadele zeminlerinde ortaklaşmak ve geliştirmek hepimizin tarihsel görevi ve sorumluluğudur. Türkiye ve Kürt halkının mücadelesinin ortak bir zeminde buluşmasından bahsediyorum. 

Siyasi ittifaklar 24 Haziran’da biraz netleşti ama biz yaptığımız ittifakları, özellikle de TİP’li arkadaşlarımızın bu mücadeleyi Meclis zemininde yürütmesini önemsiyorduk. Ortak zeminlerde buluşmak ve ortak zeminlerde mücadele etmek bunu biraz da Meclis zeminine taşımaktı. TİP’in partileşme çalışmalarına devam edildi. Arkadaşlarımız bu zeminde çalışmalarını sürdürdüler. Baştan beri HDP ve TİP’li arkadaşlarımız karşılıklı birbirlerini bilgilendirerek bu zemin üzerinden çalışmalar sürdürdü. TİP’in kurucu meclis üyeleri Erkan Baş ve Barış Atay arkadaşlarımız 24 Haziran seçimleri öncesinde yapılan görüşmelerde HDP ve TİP kurullarının ortak kararlarıyla HDP’den aday yapıldılar. Bu bizim için çok anlamlı ve önemliydi. Kuruluş aşamasında yer alacakları ve partileri kurulduktan sonra da partilerinde çalışmayı sürdürecekleri kararlaştırılmıştı. 

Gelinen aşamada TİP’in kuruluşunu tamamlamış olması ile bu birliktelikte yeni bir aşamaya geçildi. Şimdi artık TİP’in yeniden Meclis’e dönme zamanı geldi. İki arkadaşımız partilerine geri dönerek TİP’i  Meclis’te temsil edecektir. Bu asla bir ayrılık, ayrışma değildir. Erkan Baş arkadaşımızın ifade ettiği bizim için de geçerlidir ve asla bir ayrılık olarak algılanmamalıdır. HDP projesine uygun bir şekilde bir arada durma kararlılığıdır. İki arkadaşıma, hem Barış Atay arkadaşıma hem de Erkan Baş arkadaşıma Meclis’te iki TİP’li olarak yürütecekleri görevde başarılar diliyorum. 

TİP’in 53 yıl aradan sonra Meclis’te olması bizi umutlandırmıştır. Başta Meclis olmak üzere faşizmin uygulandığı her yerde, AKP hükümetinin Türklere, Kürtlere, Alevilere, sesi kesilen herkese yönelik yapacağı saldırılar karşısında  ortak mücadele sürdürmeyi hedef olarak önümüze koyacağız. Bir kez daha başarılar diliyorum. Bu yol hepimizin yolu, bu yolda hep birlikte yürüyeceğiz ve hep birlikte kazanacağız. 

Barış Atay:

Bundan 7 ay önce, farklı geleneklerden sosyalistlerin ve devrimcilerin, işçilerin, gençlerin ve aydınların imzacı olduğu bir açıklamayla, Türkiye İşçi Partisi’nin kuruluşu için bir çağrı yapılmıştı. “Gel Kardeşim” başlıklı bu çağrı, ülkemizin işçilerini ve devrimcilerini Türkiye İşçi Partisi’ni hep beraber, omuz omuza ve yoldaşça kurmaya davet ediyordu.

12 Eylül faşist cuntasından bu yana, Türkiye işçi sınıfı, yoksul-emekçi halklarımız en ağır ve azgın saldırıların muhatabı oldu. 12 Eylül cuntasının öz evladı olan AKP eliyle inşa edilen Saray rejimi ise, aynı yolda çok daha ileri noktalara varmayı ne yazık ki başardı.

Sermaye sınıfının çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapmakta tereddüt etmeyen Saray rejimi, emekçilerin haklarının budanması, giderek yok edilmesi için yoğun devlet şiddeti de dahil her yolu kullandı. Türkiye’nin büyük emek ve birikimle yaratılmış kamu işletmeleri özelleştirmeler yoluyla sermayeye peşkeş çekildi. Yüz binlerce işçi işinden atıldı, bir o kadar işçi de özlük haklarından mahrum edilip taşeron statüsüne geçmeye zorlandı. İşçi ücretleri düşerken borçlanmayı dayatan ekonomi politikaları sayesinde emekçilerin hayatı tümüyle cendereye alındı. İşçi sınıfının sendikal örgütlülükleri baskı altına alınırken iktidar yandaşı sendikalar palazlandırıldı ve emekçiler Saray rejiminin kuluna dönüştürülmeye çalışıldı. Yasalarda yapılan düzenlemelerle emekçilerin haklarını araması neredeyse imkansızlaştırıldı. Çalışma yaşamının tümüyle sermayenin insafına bırakılması sonucunda iş güvenliği standartları 200 yıl öncesinin gerisine düştü, iş cinayetlerinde ölümler, hatta kitlesel katliamlar “fıtrat” denilerek olağanlaştırıldı. İşsizlik baskısı ve gerçeği, emekçilerin karabasanına dönüştü, onlarca işçi geçim sıkıntısına daha fazla dayanamayıp intihar etti, gençlerimiz mesleklerini yapamayacak noktaya gelip canlarına kıydı.

Bu manzara bugünün gerçekliğidir ve yaratıcısı da Saray rejimidir. Saray rejimi, Türkiye’deki sınıf mücadelesinin dolaysız muhatabı, patron sınıfının ve onun çıkarlarının koruyucusudur.

“Gel Kardeşim” çağrısıyla bir araya gelen bizler, Saray rejiminin yıkılmasının tek yolunun ülkemizin emekçilerinin örgütlü ve birleşik mücadelesi olduğu düşüncesiyle, “Türkiye işçi sınıfının söyleyecek sözü, görecek hesabı var” diyerek ilk adımımızı attık.

Medyadan akademiye, toplumsal yaşamdan kent düzenlemelerine kadar her alanda yok sayılan, görünmezleştirilen, sesinin ve sözünün duyulması engellenen Türkiye işçi sınıfı, siyaset alanında da temsilcisiz, sahipsiz, örgütsüz bırakılmış durumdaydı. Türkiye işçi sınıfı kendi çıkarlarını savunacak, bunların siyasal sözcülüğünü üstlenecek, sokaktan meclise kadar yaşamın her alanında işçi sınıfı adına varlık gösterecek bir partiden mahrum bırakılmıştı.

Bu tabloya daha fazla izin verilemeyeceği saptamasında buluşan bizler, kollarımızı sıvadık ve “Gel Kardeşim!” diyerek işçi sınıfının partisini, Türkiye İşçi Partisi’ni inşa etmek için yola çıktık.

Türkiye İşçi Partisi’nin kuruluş çalışmaları ülkemizin dört bir yanına yayılan ve hem tartışma hem de örgütlenme faaliyeti yürüten kurucu meclisler eliyle sürdürüldü. Başta partinin siyasal çizgisini, program ve tüzük gibi temel belgelerini oluşturmaya odaklanan bu çalışmalar, aynı zamanda Türkiye İşçi Partisi’nin örgütlenmesi, emekçiler arasında yaygınlaşması hedefini de sırtlandı.

Türkiye tarihi boyunca olduğu gibi, partimizin kuruluş sürecinde de devrimcilerin inisiyatif alması, sosyalistlerin işçi sınıfı saflarında mücadeleye katılması kaçınılmazdı. Geçmişte farklı sol geleneklerde ve birikimlerde yer almış yüzlerce devrimci de, örgütlü mücadeleye ilk adımını TİP ile atan gençler, kadınlar ve emekçiler de kuruluş sürecimizde buluştu, yoldaşlık kurdu.

Türkiye İşçi Partisi, Türkiye’de ve dünyada işçi sınıfı mücadelesinin ve sosyalist hareketin tüm mirasını bir değer olarak sahiplenmekle birlikte, geçmişte söz konusu olmuş tartışma ve ayrışmaları, bugünün devrimci görevleri ışığında değerlendirmeyi tercih etti. TİP için öncelik, Saray rejimine ve sermaye egemenliğine karşı mücadelenin güçlendirilmesi ve örgütlenmesidir. 

Yoğun emek, özveri ve yaratıcılık gerektiren tüm bu sürecin sonunda Türkiye İşçi Partisi artık kuruluşunu tamamlamıştır. Resmi kuruluş işlemleri kimi engelleme girişimlerine karşın aşılmış, kurucu meclislerden seçilmiş delegelerle Kuruluş Konferansı gerçekleştirilmiştir. Bu konferansta alınan kararlar gereği önümüzdeki günlerde 1. Büyük Kongre’nin yapılması için gereken hukuki adımlar atılmaktadır.

İlk adımımızı atarken sarf ettiğimiz sözü şimdi tekrarlıyoruz:

Türkiye işçi sınıfının söyleyecek sözü, görecek hesabı var. Türkiye İşçi Partisi en çok bunun için var.

Türkiye İşçi Partisi’nin kuruluş çalışmaları devam ederken, ülkemiz Saray rejiminin bekası adına bir baskın seçime itildi. Yaklaşan ekonomik krizin yaratacağı hasardan kurtulmak isteyen Saray rejimi, onlarca gazetecinin, siyasetçinin tutuklu olduğu, propaganda ve ifade özgürlüklerinin sıfır derecesine indirildiği, tüm medyanın iktidar borazanına dönüştürüldüğü bir ortamda, iki ay gibi kısa bir süre içinde seçime gitmeyi dayattı.

Türkiye için son derece yaşamsal bir uğraktan geçerken gündeme gelen 24 Haziran seçimlerinde, Türkiye işçi sınıfının çıkarlarını savunacak ve taleplerini dile getirecek bir tutum almamamız düşünülemezdi. Türkiye İşçi Partisi Kurucu Meclisleri, 24 Haziran seçimlerine giderken, henüz kuruluş sürecini tamamlamamış olmasına rağmen en etkin siyasal tavrı almak, AKP/Saray Rejimine karşı en geniş birleşik halk gücünü ortaya çıkarmak ve iktidara karşı en kararlı karşı duruşu örgütlemek konusunda kararını vermişti.

Türkiye İşçi Partisi, ülkemizin Saray rejiminden kurtulmasının, işçilerin-emekçilerin, Türk ve Kürt ilericiliğinin, halklarımızın ortak mücadelesiyle mümkün olacağını düşünmektedir. Türkiye İşçi Partisi, ülkemiz halkları arasına düşmanlık ve nifak sokacak her tür girişime karşı olduğu gibi, Türk ve Kürt ilericiliğinin ortak mücadelesine zarar veren girişim ve tutumlara karşı da mücadele vermektedir. Türkiye İşçi Partisi, hedeflediği Sosyalist Türkiye’nin kurucu bileşenlerinden biri olarak Kürt emekçilerini görmektedir.

24 Haziran seçimleri, bu temel saptamaların yanı sıra, Saray rejiminin HDP’yi baraj altında bırakarak mecliste arzu ettiği çoğunluğu kazanması hedefi açısından da değerlendirilmiştir. TİP kurucu meclisleri, seçim konulu değerlendirme toplantılarında Saray rejiminin faşizan baskısına karşı HDP ile dayanışma içinde olmak, 12 Eylül cuntasının mirası olan yüzde 10 barajını aşması için HDP’yi desteklemek konusunda ikirciksiz bir tutum almıştır.

Bu değerlendirmelerimiz ve 24 Haziran’da HDP’yi destekleme kararımız, hem kamuoyuyla hem de HDP’li dostlarımızla, paylaşılmıştır. Bu kararımızın ardından, HDP’li dostlarımız tarafından gündeme getirilen, TİP’in Meclis’te temsil edilmesini de içeren ittifak teklifi TİP kurcu kurullarında ayrıntılı biçimde tartışıldı.

Açıkça ifade etmek isteriz ki, bizler açısından seçim ittifakı ve milletvekilliği adaylığı, yukarıda çizdiğimiz dayanışma yaklaşımına kıyasla ikincil bir mesele olmuştur. Attığımız her adımda olduğu gibi, seçim ittifakı ve milletvekilliği konularında da önceliğimiz ve hedefimiz Türkiye işçi sınıfının mücadelesine katkı koymak, halklarımızın mücadele birliğini büyütmek, Türkiye İşçi Partisi’nin mücadelesini güçlendirmek ve ülkemizin Saray rejiminden kurtuluşunu yakınlaştırmaktır.

HDP’li yoldaşlarımızın ittifak teklifi, partimizin kurullarında bu yaklaşımla değerlendirilmiş ve kabul edilmiştir. Bu ittifakın, bir seçim döneminde gerçekleşmiş olmasının ötesinde, Türk ve Kürt ilericiliğinin ortak mücadelesi için de bir kılavuz işlevi göreceği ve kader ortaklığıyla birbirine bağlı halklar açısından kalıcı olacağı şimdiden görülmektedir.

Türkiye İşçi Partisi Kurucu Meclisi, seçim ittifakı ve milletvekilliği konusundaki kararını alırken, her iki yoldaşımızın, Türkiye İşçi Partisi’nin kuruluşu ve örgütlenmesi konusundaki görevlerine devam etmesi, Parti kuruluşunun ardından her iki parti tarafından da uygun bulunacak bir anda resmi olarak da TİP üyesi olmasını da kapsayan bir karar almıştır. Tüm bu hususlar ayrıntıları da dahil olmak üzere, iki parti yetkilileri arasındaki görüşmelerde bütün açıklığıyla paylaşılmış ve karşılıklı mutabakata varılmıştır.

TİP, 24 Haziran özelinde gerçekleştirdiğimiz ittifakın, bundan sonraki ortak mücadele arayışımıza da ışık tutan çok değerli bir deneyim yarattığını düşünmektedir. Dolayısıyla, bundan sonra da Türk ve Kürt ilericiliğinin ortak mücadelesini, dayanışmasını ve kader ortaklığını güçlendirmek, TİP açısından ihmal edilmeyecek bir görevdir.

Bu ittifakın gerçekleşmesi ve başarıya ulaşmasında emeği olan TİP kurucu meclislerine olduğu kadar, bizlerin üstlendiği ikili görevi yerine getirmemiz için ellerinden gelen her türlü desteği veren, anlayış gösteren, hatta eleştirilere göğüs geren HDP’li yoldaşlarımıza da gönülden teşekkür ediyoruz. Zor bir görevi iki taraf açısından da başarıyla yerine getirmiş olmaktan mutluluk duyuyoruz.

Elbette, bu ittifakın kazandığı başarının gerçek sahibi, tüm ülke sathında 24 Haziran seçimlerinde çalışan, HDP’nin baraj altında bırakılması yönündeki faşist baskılara karşı ayağa kalkan, HDP’yi sırtlanan ve sadece oy vermekle kalmayıp Saray Rejimi’ne karşı mücadelenin direnişçileri de olan yurttaşlarımız, sosyalistler ve devrimciler, yurtseverler, emekçi halklarımızdır. Bizleri Meclis’te mücadele etmek için görevlendiren bu irade, bundan sonra da mücadelemizin dayanağı, gücümüzün kaynağı olacaktır.

Bugün itibariyle, İstanbul ve Hatay Milletvekilleri olarak HDP grubunda sürdürdüğümüz mücadeleyi, kuruluş çalışmalarını sonlandıran Türkiye İşçi Partisi üyeleri olarak sürdüreceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz. Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da TİP ile HDP arasındaki dostluk ve yoldaşlık korunacak; sokakta olduğu gibi Meclis’te de faşizme karşı ortak mücadelemiz sürecek; Kürt halkının özgürlük mücadelesi ile dayanışmamız her daim her yerde devam edecektir.

Türkiye İşçi Partisi, ülkemizin dört bir yanında işçi sınıfının mücadelesine atılacak, en ön saflarda kavga verecek, sömürüye ve sefalete mahkum edilen halkımızın gücüyle, partimizin sözüyle bu karanlığı yırtıp atacaktır.

Eşitlik, özgürlük, adalet, kardeşlik ve barış içinde yaşayacağımız günler için her zaman, her yerde dostlukla, yoldaşça, omuz omuza mücadele edeceğiz. Selam olsun dünyanın ve Türkiye’nin aydınlık geleceğine ve tüm işçi sınıfına.

Sezai Temelli: 

Bugün heyecanlıyız, umudumuzu daha da büyüttük. Bugün, burada yol arkadaşlarımızla yeni bir yolculuğa başlıyoruz. Bu bizi heyecanlandırdığı kadar daha da güçlü bir umuda sürüklüyor. 

Bildiğiniz gibi HDK ile yola çıkmıştık. HDK ile onlarca kurumla, yapıyla, siyasi bileşenle yan yana gelmiştik. Bir arada mücadele etme, mücadeleyi toplumsallaştırma en önemli kongre siyasetimizdi. HDP bu kongre siyasetinin içinden çıktı ve bu amacı kendine en önemli ilke edindi. Toplumun, halklarımızın, emekçilerin beklentilerini karşılayabilmek için örgütlü mücadeleyi toplumsallaştırmak, yaygınlaştırmak, yan yana gelmek büyük önem taşıyordu. HDP de geride bıraktığı 6 yıl boyunca bu amaç için büyük çaba sarf etti. Tabi sadece kongre siyaseti ile sınırlı kalmadık. İttifaklar alanında da önemli adımlar attık. 24 Haziran bu açıdan, Türkiye siyaseti açısından önemli ve kritik bir tarihtir.

Ta Paramazlardan, TİP’e, Behice Boranlardan, Mehmet Ali Aybarlardan, Sadun Erenlerden, Tarık Ziya Ekincilerden aldığımız bir mirasın taşıyıcısıyız HDP olarak. Dev Genç’lerin, diğer birçok sol, sosyalist, devrimci yapıların taşıyıcısı olduğumuz gibi. Bu miras bizim için çok kıymetli. Bu mirasla biz Türk ve Kürt sosyalistlerinin buluşmasını sağlıyoruz. Türkiye sosyalistlerinin, devrimci güçlerinin yan yana mücadelesi bu mirasta saklıdır. Tıpkı TİP’in “doğu meselesi” diye ilk defa gündeme getirdiği, doğu mitingleri ile Türkiye önünde yeni bir hat açtığı gibi geride bıraktığımız 50 yıldan fazla zaman Türkiye özgürlük ve barış mücadelesinin en önemli yolculuklarından birini gerçekleştirdik. 

Bugün TİP’in yeniden Meclis’e girmesi bu yolculuğa en büyük, en özgün katkılardan birini sağlayacak. Nasıl ki HDP bu mirasa sahip çıkıp, geçmişten gelen birikimi kendi mücadelesi içinde yapılandırıyorsa, bugün TİP’in mücadelesi de bu anlamıyla en önemli köprülerden birini var edecektir; siyaseti, mücadelemizi  toplumsallaştıracaktır. Mücadeleyi bir arada var etmek, faşizme karşı atacağımız en önemli adımdır. Bu adımı atıyoruz. 24 Haziran’da yan yana gelmek faşizme karşı verilecek en güçlü yanıttı, onu da verdik. Barajı yan yana gelerek yıktık. 

Bu yolculuğumuz devam edecek; bu rejim sona erene kadar, bütün arkadaşlarımız özgür kalana kadar, bu ülkeye demokrasi ve barış gelene kadar faşizme karşı omuz omuza mücadelemiz devam edecek. Sokakta, mahallede yan yana yürüyüşümüz devam edecek, Meclis’te de devam edecek. 

Şimdi Meclis’te yeniden TİP var, 53 yıl sonra yeniden Meclis’e geldiler, mücadeleyi büyütmeye geldiler hoş geldiler, baş göz üstüne geldiler. 

Ahmet Şık’ın TİP’e katılma ihtimali var mı?

Erkan Baş: Yok. Tabii ki anlıyoruz, kulis bilgileri vs. Bizim siyasi anlayışımız o değil. Biz bir karar aldığımız zaman hemen duyuruyoruz. Ne düşünüyorsak, nasıl değerlendiriyorsak açıklılığı ile paylaşıyoruz. Bundan sonra da böyle olacak.

Yorumlar
Yükleniyor...

ZERnews daha iyi kullanıcı deneyimi için çerezler kullanır. ANLADIM Daha fazla oku...