The news is by your side.

“400 YPG’li Menbic’ten Fırat’tın Doğusuna Geçti/ÖSO Seferberlik İlan Etti”

Menbic‘te yaşanan hareketliliğin ardından Trump‘ın açıklamalarıyla artan gündemin yoğunluğu Rojava‘da gelecek tahminlerini zorluyor. ÖSO‘nun YPG‘nin her hamlesine karşı bir hamle geliştirme çabası Türkiye tarafından da yakından takip ediliyor.

AKPnin Suriye Savaşı‘ kitabının yazarı gazeteci Hamide Yiğit bugünkü analizinde son günlerin Rojava gündemini değerlendirdi. 400 YPG’linin Fırat’ın Doğusuna çekilmesinin derin bir plan değişikliğine sebep olacağını söyleyen Yiğit ‘Fırat’ın Doğusundaki kavganın ayak izleri’ olarak yorumladı.

“AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın “Fırat’ın doğusuna gireceğiz” açıklaması oldukça ani olmuştu. Bu ani çıkışın arkasında bir telaş olduğu belliydi. Bir yandan iç siyasetteki kriz, diğer yandan köşede duran İdlip savaşı bu telaşın arkasında duran önemli sebepler olarak görünüyor. Siyasi-ekonomik krizin üstünü bir savaş gündemiyle örtmek ve garantörlüğü üstlenilen cihatçıları İdlip’teki savaş çemberinden çıkarmak için “en uygun” hamle, Fırat’ın doğusunu hedef almaktı. Ancak Fırat’ın doğusu hedef gösterilirken Irak’ta Mahmur ve Şengal bombalandı. Muhtemelen burada AKP kararlılığını göstermek istedi. Peki kime karşı ve ne için?

Benzer Haberler
1 417

AKP sürekli Fırat’ın doğusuna yönelik bir operasyon hazırlıklarının tamamlandığını söylerken, İdlip’ten bu operasyon için kuzeye kaydırılan ÖSO’nun askeri yetkilileri sadece Münbiç’i dile getirdiler. Bu demeçlerden anlaşılan şey şuydu: Aslında tek hedef Münbiç’tir, ABD’yi buna ikna etmek için hedef büyütüldü!

Düğün İdlip’te, davullar Fırat’ın doğusunda çalıyor

AKP’nin çok sayıdaki cihatçı gruptan oluşturduğu “Suriye Ulusal Ordusu” (SUO) mensuplarına, bir ay önce “Suriye’nin kuzeyindeki yeni bir savaşa hazır olun” talimatı verdiği yazıldı. Hatta kuzey operasyonuna katılacakların listesinin hazırlanması istenmişti. Bu bilgi muhalif kaynaklarca dile getirilmişti. “Fırat’ın doğusuna her an girebiliriz” açıklamasının hemen ardından ÖSO askeri yetkilileri, 15 bin silahlı militanla savaşmaya hazır olduklarını açıkladılar. Ama açıklamada hedef olarak sadece Münbiç gösterildi ve gerekçeleri de malum: “Türkiye’nin ulusal güvenliği”!

Muhaliflerin bu savaşa çok hevesli olmaları, akıllara “Nereye koşuyor bu ÖSO” sorusunu getirmedi değil. Kimi muhaliflerin “Düğün İdlip’te, neden davullar Fırat’ın doğusunda çalıyor?” eleştirileri de ÖSO komutanlarını rahatsız etmiyor. O zaman AKP’nin kanatları altındaki bu SUO militanlarına yaklaşan İdlip savaşında bir garanti mi verildi? Evet, bu mümkündür. İlk akla gelen, köşede duran İdlip operasyonu başlamadan, SUO militanlarını iki ateş çemberinin içinde çekip “yeni bir savaş” gündemiyle kuzeye tahliye etme garantisidir. Çünkü İdlip’teki taahhütlerini yerine getiremeyen AKP, eğer silahsızlandıramadığı gruplara karşı bir savaşın içinde yer alamayacaksa, kanatları altındaki silahlı grupları oradan çekmek zorundadır, buna da bir gerekçe lazımdır. İdlip’e arkasını dönmek için Münbiç’le ilgili ABD’nin bir türlü yerine getirmediği “yol haritası belirleme” sözlerine karşı gerçekleştirilecek hamleler, “iyi” bir gerekçe oluşturur! Yani her şeyden önce “Fırat Kalkanı” ya da “Zeytin Dalı” gibi adı konulmayan bir operasyonun önüne Fırat’ın doğusu konsa da, hedefin sadece Münbiç olduğu açıktı.

Derken, önce Trump ardından ABD Savunma Bakanlığı, 19 Aralık’ta ABD askerlerinin Suriye’den çekilmesinin başladığını ve kuzeydoğu Suriye’deki Kürt güçleri tarafından kontrol edilen bölgelerden çekilmeye başlandığını duyurdu. Yani Münbiç konusunda adım atması istenen ABD ile bu arada yapılan görüşmeler, süreci tamamen bambaşka bir evreye taşıdı.

Öncelikle birçok analist, ABD’nin çekilme bu kararına kuşkuyla bakıyor. Ama her şeyden önce İsrail Başbakanı Netanyahu’nun bu karara yönelik şaşkınlığı ve gizlenemeyen hayal kırıklığı ölçüt alınırsa eğer, Trump, hesapsızca bir karar almamış, uzun zamandır planlanan şeyi sadece hızlıca başlatmış demektir. Burada Trump’ın daha çok ekonomik faydalar elde etmek için hamleler yaptığına dikkat çekiliyor. Daha önce Suriye’deki askeri varlığını sonlandıracağını duyurduğunda yükselen itiraz seslerini paraya çevirmeyi başarmıştı. Suriye’de askeri varlığını uzatmanın bir şartı olarak, tüm masraflar Suudi Arabistan’a havale edilmişti. Trump bu süreçte “Arap NATO’su”nun bölgede görevi devralmasının koşullarını da sağladı. Şimdi çekilme kararını devreye sokarken, bu arada Türkiye ile 3,5 milyar dolarlık füze satışını da halletti!

ABD’den yapılan açıklamalara göre bu çekilme kararının altında “IŞİD’e karşı savaşın başarıyla sona erdiği” gerekçesi yatıyor. Buna göre “dağınık ceplerde kalanlar haricinde IŞİD terör örgütü ortadan kaldırılmıştır”! Bunlar Trump cephesinden yapılan açıklamalardı. Hatta “IŞİD’i yenen tek lider” olarak Trump’ı yüceltmeye kadar vardırıldı. Trump’ın bu kararına itiraz edenler cephesinden de, Trump’tan “sahayı İran ve Rusya’ya bırakması” ile ilgili sorulara cevap vermesi isteniyor. Ama Beyaz Saray’ın, Suriye sahasını Rusya ve İran’a bırakıyormuş gibi bir endişesi yok gibi.

Kimi gözlemcilere göre de ABD zaten çekilmek zorundaydı. Çünkü ne Suriye hükümetinin onayı ne de BM kararı olmadan, 2014’ten beri Suriye’deki varlığı zaten meşru değildi. Siyasi süreçte ülkenin yeniden imarında etkin olmak istiyorsa, bu uluslararası hukukta yeri olmayan pozisyonunu hızla değiştirmesi zorunludur. ABD’nin bu süreçte siyasi değişikliğe yönelmesinin altında yatan önemli bir sebep bu olabilir, ama siyasi müzakerelerde meşru bir pozisyon edinme ve Suriye’nin yeniden inşasından pay kapma hedefi için de olsa bu hamle oldukça ani ve hızlı oldu…

Bu ani karardan dolayı örneğin İsrail oldukça şaşkın, ama işin ilginç yanı Türkiye de şaşkın!.. Çünkü hatırlanacağı üzere hemen yarın operasyon başlayacakmış gibi bir pozisyon alan Türkiye, ABD’li askerler konusunda Beyaz Saray’a güvence de verdi. ABD’nin ne üslerine ne de askerlerine herhangi bir zarar gelmeyecekti. Bunlar konuşulurken, aniden ABD, “ben çekiliyorum, buyur gel!” der gibi AKP’ye yol verdi. İşte bu ani durum, büyük bir şaşkınlığa yol açtı ve operasyon ertelendi. Oysa kısa süre öncesinde AKP’ye yakın medya, Trump’ın bu kararını Erdoğan’ın olağanüstü diplomasi başarısına bağlamaktaydı. Hala da öyle… Hep üzerinde durulan, ABD ve Türkiye’nin liderleri arasındaki görüşmeden sonra bu çekilme kararının verildiğidir. Örneğin Türk-Arap ilişkileri araştırmacısı, siyasi analist Muhammed Qaddo Efendioğlu da, “Bu çekilme kararının Türkiye ve ABD’nin başkanları arasındaki bir telefon görüşmesinden sonra geldiğini”yazdı.  Araştırmacıya göre “ABD, Türkiye’ye karşı sert tutumundan sonra, NATO üyesi olarak Türkiye’ye yönelik politikasını bir ölçüde değiştirmeye başladı.” Peki ABD bu politika değişimiyle ne amaçlıyor? Yazara göre, “ABD kuvvetlerinin Suriye’den çekilmesinden sonra Kuzey Irak bölgelerine yerleşme niyetleri var. Özellikle Barzani’nin nüfuzu altındaki bölgeye yeniden yerleşme ve orada genişleme kurgusu, potansiyel İran tehditlerine karşı daha iyi bir pozisyon alışı” ifade edecektir.

Mısırlı araştırmacı Amr el-Dib , bu çekilme için “Washington ve Ankara arasında işleyen kurnaz bir plan” tabirini kullanıyor. Ona göre; “Trump, ABD’nin Suriye’de kalma konusundaki isteksizliği hakkında çok şey söyledi. Bu arzunun dile getirilişi, Erdoğan ile sır olarak hazırlanan planın bir parçasıydı. Konu, çekilecek Amerikan birliklerinin yerini Türk birliklerinin almasıdır. Afrin’den bu yana iki lider arasındaki gizli ittifak işliyor. Bu yüzden önümüzdeki dönemde bölgede çok sayıda Türk hamlesi göreceğiz.[

Amr el-Dib’in iddiası doğruysa, AKP’nin bu ani çekilmeden duyduğu panik, “hamlenin çok erken geldiği ve hazırlıksız yakalandığı” ile açıklanabilir belki. Bu bir olasılıktır. Kaldı ki aynı konuya Türk-Arap ilişkileri araştırmacısı Muhammed Qaddo Efendioğlu da dikkat çekiyor: “ABD, Suriye ve Irak’ta Türkiye’nin, İran etkisine karşı siyasi boşluğu doldurmaya en yakın güç olduğuna inanmaktadır.” Tabi Suriye’deki Kürtlerin askeri çekirdeğini Roj Peşmergeleri oluşturacak yazara göre. Çünkü bu güçler,Suriye devriminin başlangıcından bu yana Esad rejimine muhaliftirler. Kuzey Irak’taki Peşmergeler tarafından askeri eğitim aldılar ve daha sonra orada savaşmakla meşgul oldular (…) Şimdi bunlar Suriye’nin kuzey ve doğu bölgelerinde kesinlikle alternatif Kürt güçleri olacaktır.” Bu analizler belki temenni belki de içerden okumalardır, ama bu iddialar uzun vadede yabana atılacak türden değildir.

Türkiye için başarı değil, bataklık

ABD’nin bundan önce Kürtler konusunda Türkiye’ye, bir hediyesi olmuştu. Bu da, PKK liderlerinin başına ödül konulması hamlesiydi. Ta o zamandan “Terörle aralarına mesafe koyan Kürt yapılarla yol alma” yönünde bir mesaj verilmişti. Yani AKP’nin “PYD’siz ve YPG’siz Kürt oluşumu” dediği şeye ABD onay vermiş oldu aslında. Bütün bunların üzerine, Fırat’ın doğusuna operasyonun konuşulduğu sıralarda, Barzani’ye yakın Rudaw’da, “ABD tarafında Suriye topraklarına Roj Peşmergeleri’nden bir birliğin çağrıldığı” haberleri çıktı. Ardından YPG Sözcüsü Nuri Mahmud, “Roj Peşmergeleri’nin Rojava’ya geçtiği yönündeki haberlerin gerçeği yansıtmadığını” söyledi, ama Rudaw yine ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin şu açıklamasını verdi: “Roj Peşmergeleri, bizim ve Demokratik Suriye Güçleri (QSD) bilgisi dahilinde, sınırda durumun normalleşmesi için Suriye’ye gitti.” Böyle bir algının tam da şu sırada servis edilmesi, muhtemelen “sehven” değildir. Buradan yola çıkarak, bilerek böyle bir şeyin ısıtıldığı söylenebilir. Böylesi bir formülün, ABD mutfağında pişirilmiş ve AKP’nin de bunu iştahla kabul etmiş olma ihtimali yüksektir. Çünkü bu formül iki tarafın da işine gelir.

Suriyeli muhaliflerin kanalı Orient TV’nin görüşünü aktardığı Suriyeli araştırmacı Muhammed el-Mustafa’ya göre de Türkiye’nin ABD’den talebi, kademeli olarak YPG-QSD’yi tasfiye etmektir. Ona göre Türkiye “Al ve iste!” siyaseti güdüyor. Bu da “Patriotları al, Kuzey Suriye’yi iste!” biçiminde yorumlanır mı bilinmez, ama Trump ile her ne konuda mutabakata varılmış olursa olsun, bu süreç Türkiye’ye hiçbir zafer getirmez, aksine yeni sorunlar düğümü getirir. Ya da ABD’nin Fırat’ın doğusundaki yerini doldurmak olsun, ki bunda somut bir yarar olsaydı ABD bırakmazdı. Dolayısıyla Türkiye için bu bir başarı değil, başka türlü bir bataklık demektir. Zira saha o kadar steril değil; bir yandan uluslararası koalisyon güçleri, diğer yandan sahaya yeni inmeye başlayan Suudi Arabistan-BAE gibi Körfez koalisyonuyla karşı karşıya gelmek demektir. Daha YPG var, Şam yönetimi var. Bu da Trump’ın Türkiye’ye Suriye’den sattığı bir başka bela. Tabii ki bütün bunlar kurgu ve niyetlerden ibarettir henüz. Süreç nereye evrilir bilinmez, ama Suriye’deki Kürt siyasetinin Şam’la yeniden müzakerelere başlaması durumunda dengeler yeniden değişir. Buna dair güçlü sinyaller de var. Fırat’ın doğusunda yeni bir Afrin olmaz belki ama sonuçta Afrin’de yitirilen bir süreç vardı. “Sarı öküzü verme” hikâyesindeki düğüm Afrin’de kaldı ama burada daha sağlıklı ve daha hızlı bir diyalog sürecinin işlemesi durumunda kartlar yeniden karılabilir. Geriye İdlip belası taliplilerine kalır…”

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.